HEMŞİNLİLER VE YAYLACILIK
Yaylacılık Hemşinlilerin hayat damarıdır.
Remzi YILMAZ
Daha çok yaz aylarında otu ve suyu bol olan yerlere “ yüksek “ anlamında yayla kelimesi kullanılır. Ayrıca Plato sözcüğü de buna yakındır. Fazla engebeli olmayan düzlük yerler ve otu bol, suyu bol olan yaylalar büyük ve küçük baş hayvancılıkla geçim yapan topluluklar için iyi seçilmiş yerlerdir.
Göçebe toplulukların geleneksel yaşam tarzı yaylacılığı da Anadolu’ya taşımıştır. 1500 m üzerindeki yüksek yerler hayvanlar için hem serin hem de otlak açısından uygun olduklarından böyle yerler yayla olarak seçilmiştir. Yılın en az beş ayı köy- mezra- yayla üçgeninde yaşanmaktadır. Kışın tüm hazırlıkları yayladan başlar. Yünden yorgan, döşek, yastık, keçe ve çul yaylalarda hazır hale getirilir. Geçimini hayvancılıkla temin eden köçeri topluluklar için yaylacılık vazgeçilmez bir seçenek olmuştur. Peynir çeşitleri ve tereyağı tulum ve ahşap godlar da saklanılırdı. Şimdi ise plastik kaplar kullanılır oldu ve gıdaların tadı da değişti.
Türkiye de artık göçebe guruplar giderek azalma göstermektedir.
Devletin iskân politikası ile Köçerilerin iskân edilmesi yeni tarz bir yaşamı tetiklemiştir. Göçebelik azalmıştır. Göçebe kelimesi zaten “göç oba’dan dönüşmüştür. Biz Türklerin Orta Asya Bozkır hayat tarzı, günümüzde Anadolu yaylacılığıyla devam ettiriliyor. Yoğun olarak Akdeniz ,Ege , İç Anadolu , Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun pek çok yüksek yerlerinde yaylacılık geleneği devam ediyor.
Yaylalar amaçlarına göre değerlendirilir. Bu açıdan bakıldığında;
Tatil amaçlı (dinlenme) Hayvancılığın yaz aylarında yaylada kolay olması Hem tatil hem de geleneksel yaylacılık olarak açıklayabiliriz.
Yayla köçü mayıs ayı ve onu izleyen Haziranda gün dönümünde başlar. Kimi yaylalarda yağan karın kalkmış olması ve taze otun yeşermesi beklenir.
Köç başlamadan önce yayla için tüm hazırlıklar bitirilir. Yük hayvanlarının (at, yerine göre eşek ve katır) ayak bakımı yapılır. Götürülecek yükler (eşya, yatak, giyecek ve mutfak kapları) önceden tespit edilir ve hazır hale getirilir. Yaya yürüyecek olanlar ince lastik ayakkabı ya da öküz derisinden önceden örülmüş çarıklar giyerler. Bizim bu yörelerimizde altı gün, bazen yedi günde yaylaya varılır. Hopa Hemşinliği iki değişik yerde yaylacılık yaparlar. Bülbülhan (Bilbilan)ve Yığılı yaylalarıdır. Hemşin ve Çamlıhemşin de ise Kaçkar dağları etekleri ve yüksekleridir.
Türkiye de yayların pek çoğu kamu alanlarıdır. Yaylada kimsenin mülkiyet hakkı yoktur. Mera, otlaklar kanunu ve düzenlenmesi ile idare edilir bu bakımdan yaylalar köylünün (toplumun) ortak yaşam alanıdır. Son yıllarda aşırı derecede Yayla Turizm’inin gelişmesi ve önem kazanması yüzünden, rant peşinden koşanların gözlerini bu yerlere dikmesine sebep olmuştur. Betonlaşma ne yazık ki yaylalarda da artık sorun olmaya başladı. Bilhassa Doğu Karadeniz yaylaları ticari kazanç yolu olarak görünmeye başladı.
Yaylalarda sadece otun bol olması o yerde yaylacılık yapmak için yeterli tek sebep değildir. Sularında bol olması kaçınılmazdır. Günümüzde artık her yayla evinde kendi özel suyu musluktan alınmaktadır. Hayvanlar için ise Kurun’lar dediğimiz geniş ve uzun yalaklar vardır. Hayvanlar buradan su ihtiyacını giderirler.
Yaylacı aileler kışı rahat ve sıkıntısız geçirmek için yaz boyunca yaylada evin ihtiyaçları ya da ticari “satmak” amacı ile tereyağı ve peynir yaparlar. Hemşin yaylalarında temmuz çay bitimi ve Şavşat da ot biçiminden sonra “pancarcı” şenlikleri yapılırdı.
Günümüzde bu şenlikler ticari nedenlerle festival haline getirildi. Şenliklerde gençler, bayanlar rengarenk güzel giysileri ile adeta bir tavus kuşu gibi görünürler. Kaldı ki Hemşin ‘de hayvanlar bile nazarlık boncuklar ve süslü taşlarla süslenirler. Bunların çoğu nazara karşı kullanırlar. Yaz aylarında yöremizde boğa güreşleri tertip edilir. En önemli olan şüphesiz Kafkasör güreş şenlikleridir. Boğa güreşleri kökenleri binlerce yıl ötelere, Sümerlere dayanır. Sümer kralı Akurgal başkent Lagaş’ta “hükümet konağı meydanında boğa heykeli yaptırmıştır” bu boğanın alnında ay- yıldız vardı. Şaşırmayın! İşte Türk Bayrağının menşei ta 5300 yıldan bu tarafa gelmektedir. Kutsallığı ve yüce olması işte bu tarihi derinlikten gelmektedir.
Yaylarda evcil hayvanları vahşi hayvanlara karşı korumak için etrafı yüksekçe duvarlarla çevrili ağıllarda gecelenir. ( Yatağa vurulur) Çoban ağıl kenarında gece kulübesinde yanında mal köpeği ( Kaçkar cinsi Hemşin mal köpeği ) ile adeta nöbet tutarlar.
Göçebe topluklarda at hayatın vazgeçilmez aracıdır. Tüm yükler at ile taşınırdı. Artık günümüzde küçük ya da büyük motorlu araçlar at’ın yerini almıştır. Küçükbaş hayvanlar temmuz ayı sonunda yünlerinden kırkılır. Hemen her evde yün kırkma makasları vardı. Ancak herkes yün kırkma işini bilmezdi. Yün eskiden çok kıymetli idi . Halılar, kilimler, keçeler, çullar ve hatta kışlık giysiler yün ipliklerden yapılırdı. Bu İplikler doğal renklerden (bitki köklerinden) boyanırdı. Yayla şenliklerinde davul- zurna, tulum ve kaval ile oyunlar çalınır horonlar oynanırdı. At yarışı düzenlenirdi. At’a çok iyi binen süvarilere Hemşin de ve Türk tarihinde “ polo “ denirdi. Polo lakabı bu yüzden Hemşin’de çok yaygındır. 1857’de Rusların Kars’ı işgal etmek için giriştiği savaşta Ali reis öncülüğünde ( gönüllü kuvvetler ) 600 Hemşin genci bu savaşta müthiş taktiklerle Rusları geri püskürtmüşlerdir.
Yine şenliklerde güreş tutulur ve yaylalar arasında futbol müsabakaları tertip edilirdi. Şenlikler sosyal buluşma ve yeni dostluklar için ilişki aracıdır. Şenlikler eski devirlerin yaz ve güz kurultayları gibi, bu dönemin bozkırdan Anadolu’ya yansımalarıdır. Orta Asya Türklüğünde Hunlar kurultaylarda aş dağıtırdı. Tanrıya adak ( madağ – kurban ) kesilip obada halka dağıtılırdı.
Bazı yıllarda yayla erken soğur. Böyle durumlarda obadaki tüm aileler “ güzlük “denen istasyona inerler. Buralar daha ılık ve sıcaktır. Bazen kasım ayı sonuna kadar kalınır. Burada kalındığı süre içinde sütler makineye vurulmaz ( kaymağı alınmaz ) ve Hemşin’in meşhur tam yağlı “Başlı peynir” i yapılır.
Yaylaya çıkılırken ya da inilirken gece konaklanan yere “köç düşümü” denir. Enderde olsa buralarda doğan bebeklere önce “köç’eri” denirdi. Daha sonra dede ya da baba tarafından bir isim verilirdi. Koçari Köç’erinden türemiştir ve türkülere konu olmuştur. Yayla yollarında ve yaylada yüzlerce türkü söylemiş ve oyunlar kurgulanmıştır. Geceler boyunca kırbaç oyunu oynanmış fıkralar, hikayeler anlatılmıştır. Ne acıdır ki bunların çoğu yazıya geçirilmemiş “ sözlü edebiyatın” içinde kalmıştır. Oysa yazı iz bırakır.
KALİF DERGİSİ 3. SAYI SAYFA:84
